Karbonhidratlar

Yapılarında karbon, hidrojen ve oksijen atomlarını bulunduran organik bileşiklerdir. Genel formülleri \((CH_2O)_n\) ile gösterilir. Karbonhidratlar hücrelerde iki farklı amaç için kullanılır.

  1. Canlılar metabolik olayları için gerekli enerjiyi öncelikli olarak karbonhidratları kullanarak sağlarlar.
    • İçerdiği enerji miktarı yağlar ve proteinlerden az olmasına rağmen, solunum olayı ile parçalanması daha kolay olduğundan hücrelerin enerji üretimindeki ilk tercihi karbonhidratlar olur.
  2. Enerji vermelerinin dışında hücrelerde yapı maddesi olarak da kullanılırlar.
    • Örneğin deoksiriboz DNA'nın, riboz ise RNA ve ATP moleküllerinin yapısına katılır.
    • Kitin böceklerin kabuklarını, selüloz ise bitkilerin hücre duvarlarını oluşturur.
    • Glikoz ise protein ve yağlarla birleşip glikoprotein ve glikolipit olarak hücre zarının yapısına katılır.

Karbonhidratlar monosakkarit, disakkarit ve polisakkarit olmak üzere üç farklı grupta incelenirler.

Monosakkaritler

Basit şekerler olarak da adlandırılan monosakkaritler, karbonhidratların monomerleridir.

Monosakkaritler monomer yapıda oldukları için glikozit bağı içermezler. Bu nedenle sindirime uğramadan hücre zarından geçebilirler.

Pentozlara örnek olarak riboz ve deoksiriboz verilebilir.

Heksozlara örnek olarak glikoz, fruktoz ve galaktoz verilebilir.

glikoz-galaktoz-fruktoz.jpg

En önemli heksoz glikozdur.

Vücuda alınan fruktoz ve galaktoz karaciğerde glikoza dönüşüp kana karışır.

Disakkaritler

İki molekül monosakkaritin glikozit bağı ile birleşmesiyle oluşur. Bu sırada bir molekül su açığa çıkar. (Oluşan bağ kadar su oluşur)

Dehidrasyon tepkimelerinde açığa çıkan su sayısı ile monomerler arasında kurulan bağ sayısı eşittir.

  • Örneğin maltoz sentezi sırasında bir tane glikozit bağı oluştuğundan, bir molekül su açığa çıkar.

Disakkaritler büyük moleküller oldukları için hücre zarından geçemezler. Disakkaritlerin monomerlerine ayrılması, glikozit bağlarının su kullanarak koparılması ile gerçekleşir.

Dehidrasyon olaylarında ATP harcanırken, hidroliz olaylarında ATP harcanmaz. Bu yüzden dehidrasyon olayları sadece canlı hücrelerde gerçekleşirken, hidroliz cansız ortamlarda da gerçekleşebilir.

Su üretilen her reaksiyon dehidroliz, su harcanan her reaksiyon ise hidroliz olmaz. Örneğin fotosentezde su harcanır ama hidroliz değildir. Solunumsa ise su açığa çıkar fakat dehidroliz değildir.

Polisakkaritler

Çok sayıda monosakkaritin glikozit bağı ile bağlanması ile oluşan karbonhidratlara polisakkarit denir.

Polisakkaritlerin temel yapı birimi glikozdur. Polisakkaritlerde binlerce glikoz molekülü bulunur. Örneğin selüloz, 10.000 glikoz molekülünün birbirine bağlanması sonucu oluşan bir polisakkarittir.

Polisakkaritlerde çeşitlilik, yapılarına katılan glikozların birbirine farklı biçimde bağlanmasından kaynaklanır.

Polisakkaritler deposal ve yapısal olmak üzere iki farklı gruba ayrılırlar. Nişasta ve glikojen deposal, selüloz ve kitin ise yapısal polisakkaritlere örnektir.

Deposal Polisakkaritler

Nişasta

Glikozun bitki hücrelerindeki depo formudur.

Bitkiler nişastayı hücre içinde sindirebilirken, hayvanlarda nişasta sindirimi hücre dışında gerçekleşir.

Nişasta büyük bir molekül olduğundan hücre zarından geçemez. İnsanlar besinlerle beraber aldıkları nişastayı sindirerek glikoza dönüştürürler. Glikoz küçük bir molekül olduğundan ince bağırsaklarda emilerek kana karışır.

Glikojen

Glikozun hayvan hücrelerindeki depo formudur.

Canlılarda glikozun fazlasının nişasta ve glikojen şeklinde depolanması, hücrelerdeki osmotik basıncın ayarlanmasını sağlar. Örneğin 1000 glikoz molekülünün yarattığı osmotik basınç bir glikojen molekülünün yarattığı osmotik basınçtan 1000 kat daha fazladır. Bu durum hücreye fazla miktarda suyun girmesine neden olur. Eğer polisakkaritler olmasaydı birçok organizma, hücrelerinden fazla suyu dışarı atmak için daha fazla enerji harcamak zorunda kalacaktı.

Bakteri ve mantarlar da glikozun fazlasını glikojen olarak depolarlar.

Yapısal Polisakkaritler

Selüloz

Bitkilerin hücre duvarında bulunan yapı maddesidir. Suda çözünmez.

Selüloz üretimi bitkilere özgü değildir. Örneğin protista aleminde bulunan bazı yosun türleri de selüloz üretebilir.

Glikozları birbirine bağlayan glikozit bağları farklı olduğundan birçok hayvan selülozu sindiremez. Bu yüzden besinlerle alınan selüloz sindirilmeden vücuttan atılır.

İnsnaların selülozu sindirememelerine rağmen sağlıklı beslenme için selüloz gereklidir. Selülozu oluşturan lifler bağırsakta ilerlerken yüzeyi aşındırarak epitel hücrelerin mukus üretmelerine neden olur. Mukus besinlerin sindirim kanalından kayarak ilerlemelerini sağlar.

seluloz-nisasta-glikojen.jpg

Küresel ölçekte bitkiler yılda yaklaşık olarak \(10^{14}kg\) (100 milyar ton) selüloz sentezler. Bu nedenle selüloz dünya üzerinde bulunan en bol organik bileşiktir.

Otçul hayvanların sindirim sisteminde yaşayan bazı mutualist bakteriler selülozu sindiren enzimlere sahiptir. Bu yüzden otçul hayvanlar selülozdan faydalanabilir.

Kitin

Böcek ve örümcek gibi eklem bacaklı canlıların dış iskeletinde bulunan azotlu bir polisakkarittir. Ayrıca mantarların hücre duvarında da bulunur.

Kitindeki glikoz monomeri azot içeren bir yan grup oluşturur.

Maltoz, nişasta, glikojen ve selüloz tek çeşit monomerden (glikoz), laktoz ve sükroz ise iki çeşit monomerden oluşur.


Karbonhidratların Canlılar İçin Önemi